Sanatta Hür Düşünce
Bilindiği gibi sanatta , korunması gereken kurallar değil ,değerler vardır. Bu değerler ,yaşanan devrin şartlarına ve anlaşıyışına göre çok farklı şekillerde ifade edilebilir.Mühim olan,değerlerin anlatılış şeklinden ziyade muhtevası veya manasıdır.Halbuki bizler çok zaman ,değerlerin yerine kurallara sahip çıkarak kalıpların arasında sıkışıp kalıyoruz.Bu da bizi ,bir noktadan sonra hareket edemez hale sokuyor.
Tarih boyunca sanatta bağımsız olmanın gereği üzerinde hassasiyetle durulmuş ve bu konu enine boyuna tartışılmıştır.Sanatkarın çalışmaları sırasında hür olması,kendini kurallar içine hapsederek kalıplara sıkışmaması,sanat çevreleri tarafından daima özlenen bir ideal olmuştur.Bu görüş tamamen red edilemez.Çünkü eser ortaya koymada hür düşünce ,önemli bir faktördür ve gerekli şarttır.Fakat yeterli şart olduğu söylenemez.Bir sanat eseri,duygu, düşünce ve yeteneğin bilgi ve tecrübeyle işbirliği yapması sonucu ortaya çıkar . Ayrıca insanları,yaşadıkları hayat içinde gizli veya aşikar,az veya çok,esir almış,kendine tutsak etmiş etkenler mutlaka vardır.Çok zaman kuvvetle savunulan bu tutkular ,sabinin hayatına ve yaptıklarına hükmeder.Bu sanatkar için de geçerlidir.
Bir sanat eleştirmeni bu konudaki görüşünü şöyle dile getirmiştir; Bu günkü sanat eğilimlerinde amaç olarak artık güzelin değil,adeta yalnız orjinalliğin ,şaşırtıcı buluşların peşine düşülmüştür.Bu da vaktiyle sanatın her dalında sanatçıya yapılmış olan baskıların tepkisi olarak meyvelerini vermiştir. Sanatçı kadar hiç bir yaratık özgürlüğün mutluluklarını tatmış değildir.Oysa ki sanatçı da güzelliğin ve bir takım toplumsal ülkülerin tutsağıdır ve bunlara kavuşmak için türlü kural ve yöntemlere bağlanarak ,iç aleminin gerçek özgürlüğünü zincirler.
İnsanlar ,yakın oldukları her şeyden az veya çok mutlaka etkilenirler.Bir Çin atasözü bu gerçeği;İşçi aletiyle tanınır diyerek ifade eder .Bu manada bir başka Fransız atasözü ise;Bana arkadaşını söyle ,sana kim olduğunu söyleyeyim der. Aslında sebep ve sonuçlar manzumesi olan kainatın,bizim kainatımızı aşan bir sınırı olduğu gibi,özgürce kullanmak istediğimiz akıl , irade ve yeteneğimizin de , bir sınırı vardır. Yaratılıştan kazanılan bu sınır,içinde bulunulan bu şartlara ,örf ve adetlere, etik değerlere ve yöresel geleneklere göre şekillenir.Her insan, doğarken beraberinde getirdiği meşrebini , yaşadığı sürece çevresinden aldıklarıyla mükemmel yapmaya çalışır.Onun için herkesin hayatında ,etkisinde kaldığı ve ideal kabul ettiği değerler vardır ki bu değerlerin gönüllü bağımlısı olunur.Bir de nefsimizi besleyen ve bize keyif veren şeyler vardır.Bunlar bizi kendine tiryaki yapmak için pusuda bekler. Fakat bu tutsaklığın,sahibine zararı olsa da rahatsız ettiği pek görülmemiştir.Demek ki pek çok konuda özgürlüğünü savunan beşer ,nefsani alışkanlıkların esiri olmaktan memnundur. O zaman beşer,neye ne için bağlandığını ,iyi düşünmeli ve her şeyden önce hayatını sağlam temeller üzerine oturtmalıdır.