Yakın Tarihimizde Tezyini Sanatlara Bakış
Tezyini sanatları, Cumhuriyet devrinde ele almadan önce, Osmanlı’nın son dönemlerini, bilhassa Tanzimat devrini ve bu zaman dilimi içinde Avrupa’nın Osmanlı kültürü üzerindeki etkilerini araştırmak gerekir. Aslında bu etkileşim, minyatüre portre örneğinin gelmesiyle Fatih Sultan Mehmed devrinde başlamıştır.Fakat o devirlerde bir yandan şuurlu kültür ve sanat anlayışı içinde yapılan yeni hamleler, diğer taraftan fetihlerle tanışılan farklı kültürler ve bunların Osmanlı medeniyetine etkileri, imparatorluğun sağlam yapısını sarsmamış, bilakis milli üslubun gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Osmanlı ülkesinde, 17.yüzyıl başlarında kendini gösteren sosyal ve politik, sanat alanında da hissedilmeye başlamıştır.Fakat devletin temelindeki güçlü kültürel yapı hemen yok olmamış, bir süre devam etmiştir. Bu durum karşısında sanatta klasik üslup, bir asıra yakın zaman içinde kendini korumuştur. Böylece Osmanlı sanatında klasik dönem, 17.yüzyıl başında duraklama dönemine girmekle beraber, 18.yüzyılın başlarına kadar devam eder. Kara Mahmud ile Mustafa efendiler, Baruthaneli Abdullah Çelebi, Abdullah Sürahi, Hafız Mehmed, Beyazi Mustafa, İnadiyeli İmam, Antalyalı Ali, Kanbur Hasan Çelebi devrin isim yapmış müzehhiplerindendir.
Tezyini sanatlar, Türkler’in kültür hayatındaki önemini uzun süre korumakla beraber, yükselme devrinde hızla gelişmiş, duraklama devrinde duraklamış, gerileme devrinde ise gerilemeye başlamıştır. Sadece hat sanatı, Sultan İkinci Mustafa, Üçüncü Ahmed, İkinci Mahmud ve Abdülmecid gibi bizzat hattat olan sanatkar padişahların desteğiyle, Avrupa’nın emperyalist tutumuna rağmen batı ülkelerinde emsali sanat dalı olmadığı için önemini kaybetmemiş, gelişerek değerli eserler vermeye devam edilmiştir. O tarihlerde yaşanmış bir olay bu gerçeği açıkça gösteriyor; Padişahlığı sırasında hat sanatının dehalarından Hafız Osman’ın (1642-1698) talebesi olan Sultan II.Mustafa meşk alırken saygısından, hocasının hokkasını elinde tutarmış. Gene böyle bir ders sırasında Sultan heyecanla, Artık bir Osman Efendi de yetişmez. demiş. Hocasının cevabı ise şöyle olmuş; Hünkarımız gibi, hocası yazarken hokka tutacak padişahlar geldikçe, daha çok Hafız Osman’lar yetişir.
Sultan İkinci Mustafa’dan sonra gene Hafız Osman’ın talebesi, Sultan Üçüncü Ahmed (1703-1733) tahta geçmiştir. Bu saltanat sırasında laleye duyulan ilgi, sanat alanında da etkili olmuş ve devrine ismini vermiştir. Lale Devri’nin ünlü sanatkarı, sernakkaş ve Levni mahlası ile tanınan Abdülcelil Çelebi’dir. Gene minyatürleri ve çiek ve resimleri ile tanınan Abdullan Buhari ve Seyyid Mehmed, Sultanselimli Mustafa Reşit, Dramalı Süleyman Çelebi, Solak Süleyman, Haydarpaşalı İbrahim Çelebi, Kastamonulu Abdurrahman, mücellidbaşı Kara Mehmed, Ali b. Murad, verdikleri eserlerle, 18.yüzyılın şartları içinde klasik devrin devamıını sağlamıştır.
1985 yılında da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne bağlı Geleneksel Türk El Sanatları bölümleri açılmış, bunu diğer üniversiteler takip etmiştir. Fakat maalasef tarihte disiplin ve denetimi sağlayan saray nakışhanelerinin yeri devlet tarafından doldurulamamıştır. Günümüzde üniversitelerde bu bölümlerin açılması ve akademik çatı altında yapılan eğitim-öğretin eşliğinde, şahsi gayretlerin devamı memnun edicidir. Bu sayeda güzel çalışmalar yapılmakta ve fırça tutan mükemmel eller yetişmektedir. Fakat, bu sanatlara destek olması beklenen bakanlıkların, üniversitelerle diyalog eksikliği, denetim ve kalite kontrolü yapacak kurumun bulunmaması, milli kültürümüzün ana kollarından olan tezyini sanatların orta öğretin sanat tarihi programına alınarak gençliğe tanıtılmaması gibi sebeplerden dolayı, halen beklenen seviyede başarı ve verim elde edilmemektedir.
-
Kaynak: Desen Tasarımı İnci A. BİROL