Arşiv

Posts Tagged ‘Çini’

İznik Çinileri ve Gülbenkyan Kolleksiyonu

28 Eyl 2009 Yorum yapın

Türk Çini Sanatının Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış

     Çinicilik sözcüğü,halk arasında, hem sırlı duvar kaplamaları hem de kap-kacak türünden ev eşyalarını tanımlamıştır.Diğer taraftan bilimsel yayınlarda ise,zamanla bu tanımlama değişmiş;kase, tabak, vazo gibi kap kacak türünden eşyalara seramik, duvar kaplamalarına ise çini adı verilmeye başlanmıştır.
   Osmanlı döneminde kap kacak formlar için ”evani”, duvar kaplamaları için de ”kaşi”terimi kullanılmaktaydı. Farsça’da Çin’e ait demek olan, daha sonraları yerleşen çini sözcüğü ise, Osmanlı sarayının 15.yüzyıl Çin porselenlerine olan hayranlığından kaynaklanır.
   İslam sanatı tarihi içinde önemli bir yer tutan Türk çini seramik sanatının geçmişi, 8.,9. yüzyıllarda Uygurlar’a kadar dayandırılmaktadır.Büyük Selçuklular’la başlayan köklü gelişim daha sonra Anadolu Selçukluları ile sürdürülür. Anadolu Selçukluları hiç kuşkusuz seramik sanatının oluşumunda,bulunduğu bölgenin kültür mirasından ve özellikle Büyk Selçuklular’a ait seramik tekniklerinden etkilenmiştir.Ancak 13.yüzyılda Anadolu’da yetişen kendine özgü Selçuklu mimarisi, başarılı bir sentezin ürünüdür.Çininin bir süsleme unsuru olarak sivil ve dini mimaride kullanımı yine bu dönemde başarıyla gerçekleştirilmiştir. Başkent olan Konya başta olmak üzere, Sivas, Tokat, Beyşehir, Kayseri, Malatya gibi şehirlerde çinilerle bezeli önemli eserlerin varlığı bilinmektedir.
   Anadolu Selçukluları döneminde kullanılan ilk önemli teknik, ”Sırlı Tuğla Tekniği” dir. Bu teknikte sırlı ve sırsız tuğlalar, değişik düzenlemelerle yatay, dikey, zikzak veya diyagonal dizilir. Kullanılan renkler, firuze, kobalt mavisi, patlıcan moru ve bazen de siyahtır. Bu dönemde sırlı tuğla tekniğinin yanında, düz renkli çiniler de bezemelerde göze çarpar.Bu çiniler altıgen, üçgen, kareveya dikdörtgenlerden oluşmaktadır.
   İkince ve bolca uygulanan teknik ise Selçuklular’ın çini sanatımıza kazndırdığı ”Mozaik Tekniği” dir. Özellikle iç mekanlarda mihraplarda, kubbe içlerinde, kubbeye geçişlerde başarıyla uygulanmıştır. Desen göre kesilen parçaların, sırsız yüzeyleri koniktir. Sırlı taraf altta kalacak şekilde dizilip, üzerlerine harç döküldükten sonra monte edilmişlerdir. Mozaik tekniğinin kakılarak yapılmış örneklerine ”Kakma Mozaik Tekniği”denmektedir.
   Ayrıca sahte olarak nitelendirilen, daha çok küçük yazılı satıhlarda kullanılan, tek renk çini plakalarda istenen motifin dışında kalan çini satıhan kazınmasıyla elde edilen tekniğe de ”Kaşitraş” tekniği adı verilmektedir.Desenlerde geometrik kompozisyonlar hakimdir.Bunun yanında bitkisel motfler, kufi ve sülüs yazılar da bezemelerde kullanılmıştır.Firuze, kobalt mavisi, patlıcan moru ve siyah sevilerek uygulanan renklerdir. Mozaik tekniğinin 16.yüzyıl ortalarına kadar sürdüğü bilinmektedir.

15.YY. Sonu 16.YY. Başı Osmanlı Çini ve Seramik Sanatı

     Osmanlı çini ve seramik sanatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu dönemde faaliyet gösteren en önemli üretim merkezi yine İznik’tir. Osmanlı saray nakkaşhanesinde usta nakkaşların elinden çıkan desenler, İznik’e yollanıp orada uygulanıp, pişirilmektedir. Bu dönemin ilk ve yeni üslubu, ”Mavi-Beyaz” gruptur.Geçmiş örneklere kıyasla çok ileri bir teknikle sıraltına üretilen bu çini ve seramiklerin bu özelliği, hamurlarının sert ve beyaz oluşudur. Bu dönemden itibaren 17.yüzyıl ortalarına kadar bu hamur korunacak ve sıraltına çini ve seramik üretimi değişik üsluplarla sürecektir. Mavi-Beyaz grubun desenlerinde oldukça farklı bir üslubun varlığı sezilir.Bu değişikliğin nedeni, Osmanlığı sarayına çeşitli nedenlerle ulaşan 15.yüzyıl Ming porselenlerine dayandırılmaktadır.
   Sırları şeffaf, parlak ve çatlaksızdır.İnce beyaz astar üzürine konturlanan ve boyanan desenler sırlanıp pişirilir.Ara Altun bir yazısında 1981-82 kazı sonuçları kitabında yayınlanan analizlere göre, pişme sıcaklığının 900′lerde değil max.1260 dereceye kadar çıktığı tespit edildiğini, bunun da hafif porselen anlamına gelebildiğinden söz etmektedir. Desenlerde, hatayi, rumi ve bulut üslubunda stilize motifler çok ustaca kullanılmaktadır.Bir grup seramikte, kendi üstlerine dönük yapraklarla yuvarlak hatlı yeni bir üslup oluşturulduğu görülür. Bu desenler 15.yüzyılda saray baş nakkaşı Baba Nakkaş’a atfedilmekte ve ” Baba Nakkaş ” üslubu olarak anılmaktadır. Ana renk kobalt mavisi ve tonlarıdır. Daha sonraları firuze rengin küçük alanlarda kullanıldığı görülür.
   17.yüzyılın ortalarına kadar aynı mükemmellikte çini ve seramiklerin üretiminin sürdürüldüğünü biliyoruz.
Ne yakki 17.yüzyıl ikinci yarısından itibaren Osmanlı devletinin kendi içindeki karışıklıklar ve ekonomik sıkıntılar yavaş yavaş İznik’teki atölyelere yansımaya başladığında çini ve seramiklerin kalitesinde bozulmalar kaçınılmaz olmuştur.Renklerin bulanıklaşarak, kırmızı rengin kahverengiye döndüğü ve zaman içinde yok olduğu, desenlerin irileşerek özensiz işlendiği, hamurun kabalaştığı gözlenir. Bu dönemde İznik’teki atölyelerin saray dışında müşterilere yöneldiği ve hızlı üretimle seramik parçalara ağırlık verdiği fark edilmektedir. Aynı tarihlerde saraydan yapılan siparişlerin geciktirildiğini gösteren belgeler mevcuttur.
   18.yüzyılda İznik atölyelerinin tamamen kapanmasıyla yeni bir çini merkezi olarak Kütahya ortaya çıkmaktadır. Aslında Kütahya’nın 14.yüzyıldan beri İznik ile birlikte aynı dönemlerde faaliyet göstermeye başladığı bilinmektedir. Ancak Kütahya, 18.yüzyıla kadar sadece ikinci bir merkez olarak varlığını sürdürebilmiştir. İznik’te üretim durmasıyla da alternatif bir çini şehri kimliğine bürünmüştür.
   Bu dönemde Kütahya’da, bir tarafta İznik’in kopyaları mavi-beyaz’lar çinili eserleri süslerken diğer taraftan konuları, renkleri ve teknik özellikleriyle geleneksel özelliklerden ayrılan bir grup seramik karşımıza çıkar. Bunlar beyaz hamurlu, sıraltına, sarı, kırmızı, yeşil, kobalt mavisi, firuze, siyah, mor renklerle işlenmiş serbest desenli, ince duvarlı fincan, kase, tabak, vazo gibi formlar üzerinde yer alan seramiklerdir.
   19.yüzyılın ilk yarısında Kütahya’da bir durgunluk dönemi yaşanırken, 19.yüzyılın ikinci yarısı ve 20.yüzyılın başında üretim tekrar canlanır. Desenler yine İznik kopyaları olmaktan öteye gidememiştir.

Devam edecek..
Categories: Çini, Tezhip Sanatı Etiketler:,
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.