Şemse Kompozisyonu
A Simetrik Buluttan çıkma hatayi kompozisyonu, bulut ve saz yolu yaprakları kullanarak serbest esler çıkılmıştır. Çıkılan dallara orantılı bir şekilde çiçekler (hatayiler) yerleştirilir.
A Simetrik Buluttan çıkma hatayi kompozisyonu, bulut ve saz yolu yaprakları kullanarak serbest esler çıkılmıştır. Çıkılan dallara orantılı bir şekilde çiçekler (hatayiler) yerleştirilir.
Kanuni Divanını tezhib ve tezyin ettiği sene: 973
Alinin Menakıbı Hünerveranındaki kayıt. Buna dayanarak Üstad Tahsin Özün ismini vermesi.
Kanuni Sultan Süleyman ( Muhibbi ) divanında iki mütevazi imzası.
Kanuni Sarayı Nakışhanesini baş ustası olması.
Hassas, içli ve sanatta tenevvü seven olgun bir iç varlığı.
Saraydaki Nakışhanede beraber çalıştığı bir oğlu.
Mehmet Karamemi ve Saraydaki Nakışhanenin Kadrosu
Arayan bulur derler. Aramaya lüzum görmeden, eskilerini bulup öğrendiklerini tekrar etmek tenbelliği, bizleri peşin hükümcü yapmış. ” Ne yazık ki vesika yok, diye boyun bükmekle yetiniyoruz.” Halbuki işte arayan buluyor.
Arkadaşım Kemal Çığ, Karamemiye merak sardığımı duyunca, bana bir yeni ve değerli vesika gösterdi: Topkapı Sarayı Müzesi arşiviNo 9612: ” Cemaati zerduzlar” ve listenin başında ” Karamemi Nakkaş başı yirmi beş buçuk akçe ” cümlesi 25,5 akçe, aldığı yevmiye olacaktır. Diğer sanatkar arkadaşlar ve şakiretleri sıra ile zikrediliyor : Üveys Bin Ahmet 14. (ölmüş), Mustafa Buğdan 14. Ali Bin Bayram 8. Mehmet Bin Abdürrahman 6,5. Hasan Bin Hızır 7,5. Mustafa Bin Yusuf 5,5. ” Ulefesine gelmediği kayıtlı.” Cafer Bin Çelebi Şerif 8,5. Yusuf Rumi 11. Ahmet Bin Kasım 6,5. Ferhat bu sene 9,5. Mehmet Bin Hasan 5,5. Kasım Arnavut 3. Bini Karamemi 10. Ali Birader Abdülkerim Şakird 2.
Şakirdanı Mezkureyn: Hüseyin Macid şakirdi Beşaret 1. Akçe, İlya bu sene şakirdi Kasım 11 akçe . Yusuf bu sene şakirdi Beşaret 2 akçe.
Cemaaati ehli hiref vacibi Muharrem ve Rabiülevvel sene 952.
Cemaati Nakkaşan, Bölükü Rumiyan: Şahkulu Bağdadi Ser bölük 25 akçe, Hasan bin Mehmet 22 akçe, Durmuş bin Hayrettin 16,5 akçe, Ahmet Firuz bey 16 akçe, ayrıca 20 kişi kayıtlı.
Bu vesika bize Karameminin Kanuni Sultan Süleymanın Topkapı Sarayındaki Nakışhanesinin baş ustası olup diğer arkadaş ve şakirdlerine nazaran en fazla parayı aldığını öğretiyor. Karameminin 952 deki kadrosu 29 kişiden mürekkeptir. Bunlar arasında birisi oğludur. Bini Karamemi bu demek olmalıdır. Aynı zamanda yalnız kendisinin değil, diğer sanatkar arkadaşlarının da merakları vardır. Karamemi ve maiyyetindekiler toptan günde ”214” akçe alıyorlar. O zamanın raicine göre kıtkanaat geçinilecek bir para. Sanatı teşvik eden menfaat değil, aşk; o zaman da öyle, her zaman da. Eğer sanatkarlarımız güzel eserler meydana koymuşlarsa bunlar sırf kendilerinin sanata bağlılık ve aşklarından doğmuştur. Çok muhtemeldir ki bununla pek güç geçinebilmişlerdir. O günlerde de layık olmıyanlar sarayda ne fuzuli paralar alırlarmış. Ellerine az paralar geçiyordu amma, bütün sıkıntılarına rağmen, sanat heyecanıyla hayatlarının zevkini çıkaranlar da onlardı. Zira diğer yiyip içip hayatta boş geçenlerden bir şey kalmadı. Lakin bu sanatkarların müşterek eserleri meydanda. Bize kendi ruhlarının Türk inceliğini aksettirerek yine aramızda yaşıyorlar. Mutlu olmak onlara, Bahtiyarlık ta bizlere. Ruhları şad ola.
Serbest tasarımda oluşturulan bir damla formundan yola çıkarak ” A Simetrik ” bir kompozisyon çizilmiştir. Başlangıç noktası yaprak yığınlarıyla başlayıp, kurallara uygun şekilde ” S ” helezonlarıyla diğer bütünler oluşturulur. Yönlü ve Merkezsel hatayileri kullanarak eşit aralıklarla dengeli bir dağılım yaparak, en son dişli yapraklarla da süslenerek tamamlanır.
Boyama işlemine başlamadan önce kullanacağımız kağıdı, yapacağımız desenin renklerine uygun olarak tercih ederiz. Deseni, uygulayacağımız kağıda geçirdikten sonra, boyama işlemine altın veya yaldız boya kullanarak, yaprakların uçlarına, sulandırma tekniği ile ton atarak başlarız. Bu işlemi yaparken dikkat etmemiz gereken çok önemli bir husus şudur; yapraklara sürdüğümüz sulu altın veya yaldız dengeli olmalı, çok koyu olursa uçlarına atılan ikinci koyu ton hem belli olmaz hemde açıktan koyuya dengeli bir geçiş sağlanmamış olur. Daha sonra çiçeklerimiz için bir sıcak bir soğuk (pembe – mavi veya turuncu yeşil) olmak üzere iki renk seçip, zemine sulu (açık) ve uçlara koyu ton atılarak boyamaya başlanır. Ton atma işlemleri bittikten sonra, çiçek renkleri kendi koyu tonları ile kontürlenir. Yapraklarda , koyu bordo, kahverengi veya yeşil tonlarından istenilen bir renkle kontürlenir.
Tezyini sanatlarda yıpranmış, harap halde bulunan öyle eserler vardır ki, bunlar desenleri sayesinde asırlara meydan okuyarak önemini korumaktadır. Türk’ün bezeme sanatında, deseni bu kadar kıymetli yapan şey nedir ? Asırların eleğinde elenerek kabul görmüş, desen tasarımındaki ortak prensipler nelerdir ? Bu soruşarın cevabını arayarak, tezyini Türk sanatında, klasik üslupta desen çüzmenin usulünü sırasıyla gözden geçirelim.
BEZENECEK ALAN SINIRININ ÇİZİLMESİ
Tasarıma başlarken ilk iş, desenin yer alacağı alanların sınırlarını çizerek şeklini belirlemektir. Mesela tezyin edilecek eser celi bir levha ise, önce yazı kuralına uygun şekilde kesilerek murakka gerilir. Yazıyı çerçeveleyecek cetvellerin, arasuyunun kalınlığı, sayısı, varsa iplik veya kuzunun yerleri ile en dışta yer alacak alan kenar suyunun kalınlığı seçilerek işaretlenir. Böylece bezenecek alanların son şekli net olarak ortaya çıkar. Sonra bunlara uygun desenler düşünülür.
Zira tezyini sanatlarda hiç unutulmaması gereken önemli noktalardan biri, bezenecek yere göre tasarımın yapılmasıdır.Çünkü bezenecek nesnenin özellikleri, bulunduğu durum ve süsleme maksadı dikkate alınarak desen tasarlanır. Zaman zaman şahit olunduğu gibi, hazır boş bir çerçeve içine eldeki yazıyı oturtmak usule uygun değildir. Çünkü bu tutumla gereken ölçüleri tutturmak, her zaman mümkün olmaz.
SİMETRİ EKSENLERİ ÇİZİLMESİ VE PAFTALARA AYRILMASI
Paftaları ayıran sınır çizgisi, mutlaka başlayıcı motiflerle gizlenir. Mesela iplik denilen ince bir şerit, ayırma rumi, dolantı bulut, sazyolu üslubunda yapraklar ve yapraklar sırtını dayamış, küçük hatayi grubu motifler, desen içinde bu görevi yerine getiren unsurladır.
Aynı desen bu birleştirici motiflerden bir veya birkaç çeşidi kullanılabilir. Önemli olan bu motiflerin, paftalar arasında şekil ve renk bakımından ahenkli ve güzel bir geçiş sağlaması, eserin bütünlüğünü korumasıdır. Şayet bu bağlayıcı motifler kullanılmadan, paftaların sınırı sadece bir çizgi şeklinde bırakılırsa, Muhsin Demironat Hoca’nın tabiri ile; ” Desen yamalı bohçaya benzer ve motifler ne kadar güzel çizilirse çizilsin sakil bir görünüş arzeder.” demiştir.
Tezyini sanatlarımızda yaprakların da oldukça önemli bir yeri vardır.
Süsleme amacı ile tabiat unsurları ele alınırken çok tabii olarak yapraklar da ihmal edilmemiş ve bu alanda büyük üsluplaşmalar meydana getirilmiştir.
Bu üslupların arasında kuşkusuz en önemlisi İstanbul Topkapı Sarayın’da 16. yüzyılda ressam Şah Kulu tarafından geliştirilen ‘Saz Yolu’dur.
Kırık, kıvrık ve birbirlerini delerek geçen bol dilimli şekilleri ile Osmanlı süsleme sanatının son dönemlerine kadar bütün bezeme alanlarında uygulandığı görülür.
Yine 16.yüzyılda Müzehhip Kara Memi tarafından Meydana getirilen natüralist süsleme üslubunun çeşitli örneklerde ise çizilen her çiçek yaprağının tabiata ters düşmeyecek bir anlamda ele alınmasına özellikle özen gösterildiği görülmektedir.
Bu nedenle bir dönemin süslemelerinde, gülden bir lale yaprağının veyahut laleden gül ve sümbül gibi başka bir çiçek yaprağının çıktığı genellikle görülmez.
Bu dikkat ve uyum 18.yüzyılda ”Şüküfe ” tarzı denilen üslubun bütün ürünlerinde çok daha kuvvetle kendini göstermektedir.
08.10.2009′da yayınlanan Rumi’lerle ilgili ilk konunun devamı olarak bu örnekte de;
A Simetrik ( simetrik olmayan) bir şemse kompozisyonu içerisinde ‘ S ‘ helezonlar yardımı ile rumi’lerin dağılımları ve çıkış yönleri gösterilmektedir.
Desen tasarımı ve çizim üsulünün inceleneceği ikinci bölüme başlarken, ilk olarak konu ile ilgili kavramlar üzerinde durmak ve bunların lugat manalarını gözden geçirmek, konunun daha iyi anlaşılmasına yarımcı olacaktır.
Tasarımlamak, bir fikri düşünerek zihinde şekillendirmek, hayal etmektir. Bir başka deyişle, düşüncelerin, duyguların zihinde yorumlanarak biçim kazanmasıdır ki, buna tasavvur etmek de denir. Tasarlamak şse, aynı mananın günümüzde kullanılan kısaltılmış şeklidir.
Tasarım, tasarlamak işi veya tasavvur etmektir. Bir fikrin veya duygunun düşünülerek zihinde şekillenmesi veya hayal edilerek biçim kazanması demek olan tasarım veya tasavvur, sanal kavramlardır. Bir de tezyini sanat tabirleri arasında, aynı kökten gelen ve aynı manayı ifade eden, fakat sadece eski mücellidlerin klasik cilt yapımında şemse kalıplarının kap üzerine yerleştirilmesinde kullanılan taslama kelimesi vardı ki, bu deyim, klasik cilt yapımı ile birlikte tarihe karışmıştır.
Zihinde şekillenen konunun veya eserin, kağıt üzerindeki ön çalışmasına Taslak denir. Demek ki taslak, tasavvur edilerek veya tasarlanarak zihinde biçimlenerek soyut haldeki fikrin, kağıda aktarılmasıyla somut hale gelmesidir.
Günümüzde tasarım kelimesi yerine kompozisyon (terkip) de kullanılmaktadır. Ayrıca batı dillerinden Türkçe’ye giren dizayn etmek, gene aynı manaya gelmektedir. Birde son senelerde dilimize girmiş olan ve aynı manada kullanılan, kökü ve hangi mantıkla üretildiği bilimsel verilere dayanmayan, betim ve betimlemek kelimeleri çokça söylenir olmuştur.
Bir eserin tasarlanmasında iki merhala yaşanır. Birincisi, duygu ve düşüncelerin zihinde gelişerek şekillenmesi, diğeri ise bu şeklin kağıt üzerine aktarılarak gelişimini burada tamamlamasıdır. Tasarım, yaşanan bir olayın, arzu edilenin, duyguları ve düşünceri tetiklemesiyle başlar. Böylece eserin tohumu zihini ekilmiş olur. Bu tohum, aklın ve gönlüm iştiraki ile beslenerek olgunlaşır ve şekillenmeye başlar. Sanatkarın iç dünyasında fırtınalar estiren bu devrede, duyguların dizginlenerek kalıplara sokulması ve biçim kazanması müşküldür. Çünkü çok zaman insan, bunlara hükmetmekte zorlanır. Sanatkar, hayal alemi ile gerçek dünya arasında gider, gelir. Eserin, zihinde olgunlaşarak durulması için zamana ihtiyacı vardır. Bu sürede sanatkarın tasavvur hacmi sınır tanımaz. Fakat ifade gücü, ancak bilgi ve yeteneklerinin kapasitesi ile sınırlıdır.
Nihayet sükuna kavuşarak yüzünü gerçek dünyaya çeviren sanatkar,gönlünün haykırışlarını, akıl ve mantığının önderliğinde, bilgi ve yeteneğinin sunduğu kalıplarla şekillendirerek eserinin taslaklarını hazırlamaya başlar.
Bu sancılı durum, doğum yaparken kıvranan bir anne adayının, yavrusun kucağına alabilmek için verdiği mücadeleye benzer.O anda kadıncağızın tek düşüncesi, bu dayanılması zor kabz halinden kurtulmak ve yavrusuna kavuşarak anne olmaktır. Eserini tasarlamakta olan sanatkar da tıpkı bu anne adayı gibidir. Bir an evver duygularının verdiği bu kabz halinden kurtularak eserini eline almak için elinden geleni, gücü yettiği kadar yapmak. Böylece kendisi için en ideal kelimeleri, çizgileri, biçimleri, renkleri veya notaları yakalayarak eserini şekillendirmeye başlar.Fakat henüz tasarım bitmemiştir. Bunların kağı üzerine taslak olarak aktarılmasından sonra, olgunlaşması ve son şeklini alması için arayış devam eder. Tezyini sanatlarda tasarımın kağıt üzerindeki gelişme süresine demlenme süresi denir. Eser son şeklini aldıktan sonra tasarım bitmiş, desenin, yerine aktarılarak işlenmesine sıra gelmiştir. Artıl bu durumda söz sahibi sanat değildir, zanaat yani el becerisidir.
Tasarım süresince yaşanan bu merhaleler, ufak farklarla, hemen hemen bütün sanatlar için geçerlidir. Mesela bir heykeltraş, işlemek üzere seçtiği blok taşda, yapacağı heykeli gördükten sonra eline çekicini alır ve işlemeye başlar. Gene edebiyat dalında, devrinin tanınmış tiyatro yazarı Racin’e bir arkadaşı, yeni eserinin ne durumda olduğunu sorunca o da cevaben, Bitti. Sadece yazması kaldı. demiştir.
Bazen de malzeme sanatkara ilham kaynağı olur. Mesela kağıdın rengi veya dokusu, bu kağıt üzerine yapılabilecek deseni veya minyatür konusunu nakkaşın kulağına fısıldar. Bir arazinin konumu, üzerine yapılacak binanın planını çizecek mimarı yönlendirir veya terzinin elindeki kumaş, müşterisine uygun modeli belirler, Bu konuda verilebilecek örnekler pek çoktur.
Şüphesiz her sanatın bir hedefi ve her eserin gizli veya aşikar bir manası vardır. Tezyini sanatlarda desen hazırlarken varılmak istenen hedef, bir nesneyi veya mekanı güzelleştirmek, daha cazip hale sokmaktır. Bu gayret, o nesneye verilen değeri, kıymeti gösterir. Fakat bir ressam resim yaparken böyle düşünmez. Onun hedefi, bir yeri, bir olayı, veya bir şahsı anlatmak, tasvir etmektir. Ayrıca bunlarla ilgili hislerini, düşüncelerini kendi tavrı ile resmine yansıtarak insanlarla paylaşmak ister. Bir heykeltraş veya bestekar da, aynı şekilde ulaşmayı hayal ettiği hedefler ve paylaşmak istediği duygular, düşüncelerle dolar, taşar. Bunlar sanatkara aitkişisel konulardır.
Bir de milletlerin kültür coğrafyasını çizen, sanatına yön veren ve ülkenin milli kimliğini belirleyen ortak davalar, toplumsal ve sosyal değerler mevcuttur. Tarihin seyri içinde bu değerler eserler işlenirken, kullanılan milli üsluplar, klasik teknikler, gelenekler, kavramlar ve malzeme vardır. Bütün bu değerler, ait olduğu milletin varlığını devam ettiren, onu besleyen ana damarlardır. Mesela batı sanatının estetiğinde esas alınan düz ve sivri biçimler (örn.Gotik mimarisi vb.) ve sadelik, farklı inanç ve kültürlerin topluma kazandırdığı estetik ve milli zevkin eserlerde görünüşüdür. Sanat evrensel olduğu kadar, yöresel ve ferdi özellikleri de eserlerinde yansıtır. Çünkü her sanatkarın yetiştiği kültürden ve mensup olduğu ülkeden kazandığı milli bir kişiliği mevcuttur. Bu kimlik, sanatkarın yetenekleriyle birleşttiği zaman esere milli, yöresel ve şahsi özellikler katar ve bir sanat eseri böyle meydana gelir.
Bunu, yeni doğan bir çocuk gibi, ruhun bedenle birleşerek vücud bulması, varlık ve şahsiyet kazanmasına veya madde ile mananın izdivacından doğan yeni bir varlığın meydana gelmesine benztebiliriz.
Kaynak : Desen Tasarımı İnci A. BİROL