Arşiv

Archive for Ekim, 2009

Desen Çizme Tekniği (Usulü)

29 Eki 2009 Yorum yapın

           Tezyini sanatlarda yıpranmış, harap halde bulunan öyle eserler vardır ki, bunlar desenleri sayesinde asırlara meydan okuyarak önemini korumaktadır. Türk’ün bezeme sanatında, deseni bu kadar kıymetli yapan şey nedir ? Asırların eleğinde elenerek kabul görmüş, desen tasarımındaki ortak prensipler nelerdir ? Bu soruşarın cevabını arayarak, tezyini Türk sanatında, klasik üslupta desen çüzmenin usulünü sırasıyla gözden geçirelim.

         BEZENECEK ALAN SINIRININ ÇİZİLMESİ

       Tasarıma başlarken ilk iş, desenin yer alacağı alanların sınırlarını çizerek şeklini belirlemektir. Mesela tezyin edilecek eser celi bir levha ise, önce yazı kuralına uygun şekilde kesilerek murakka gerilir. Yazıyı çerçeveleyecek cetvellerin, arasuyunun kalınlığı, sayısı, varsa iplik veya kuzunun yerleri ile en dışta yer alacak alan kenar suyunun kalınlığı seçilerek işaretlenir. Böylece bezenecek alanların son şekli net olarak ortaya çıkar. Sonra  bunlara uygun desenler düşünülür.
        Zira tezyini sanatlarda hiç unutulmaması gereken önemli noktalardan biri, bezenecek yere göre tasarımın yapılmasıdır.Çünkü bezenecek nesnenin özellikleri, bulunduğu durum ve süsleme maksadı dikkate alınarak desen tasarlanır. Zaman zaman şahit olunduğu gibi, hazır boş bir çerçeve içine eldeki yazıyı oturtmak usule uygun değildir. Çünkü bu tutumla gereken ölçüleri tutturmak, her zaman mümkün olmaz.

          SİMETRİ EKSENLERİ ÇİZİLMESİ VE PAFTALARA AYRILMASI

       Paftaları ayıran sınır çizgisi, mutlaka başlayıcı motiflerle gizlenir. Mesela iplik denilen ince bir şerit, ayırma rumi, dolantı bulut, sazyolu üslubunda yapraklar ve yapraklar sırtını dayamış, küçük hatayi grubu motifler, desen içinde bu görevi yerine getiren unsurladır.
       Aynı desen bu birleştirici motiflerden bir veya birkaç çeşidi kullanılabilir. Önemli olan bu motiflerin, paftalar arasında şekil ve renk bakımından ahenkli ve güzel bir geçiş sağlaması, eserin bütünlüğünü korumasıdır. Şayet bu bağlayıcı motifler kullanılmadan, paftaların sınırı sadece bir çizgi şeklinde bırakılırsa, Muhsin Demironat Hoca’nın tabiri ile; ” Desen yamalı bohçaya benzer ve motifler ne kadar güzel çizilirse çizilsin sakil bir görünüş arzeder.” demiştir.

” Serlevha ”

27 Eki 2009 Yorum yapın

15.Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışmasına Katılan; ” Serlevha ” eserimin resmi ve detayları.

Yaprak Motifleri

25 Eki 2009 Yorum yapın

        Tezyini sanatlarımızda yaprakların da oldukça önemli bir yeri vardır.
        Süsleme amacı ile tabiat unsurları ele alınırken çok tabii olarak yapraklar da ihmal edilmemiş ve bu alanda büyük üsluplaşmalar meydana getirilmiştir.
         Bu üslupların arasında kuşkusuz en önemlisi İstanbul Topkapı  Sarayın’da 16. yüzyılda ressam Şah Kulu tarafından geliştirilen ‘Saz Yolu’dur.
      Kırık, kıvrık ve birbirlerini delerek geçen bol dilimli şekilleri ile Osmanlı süsleme sanatının son dönemlerine kadar bütün bezeme alanlarında uygulandığı görülür.
      Yine 16.yüzyılda Müzehhip Kara Memi tarafından Meydana getirilen natüralist süsleme üslubunun çeşitli örneklerde ise çizilen her çiçek yaprağının tabiata ters düşmeyecek bir anlamda ele alınmasına özellikle özen gösterildiği görülmektedir.
       Bu nedenle bir dönemin süslemelerinde, gülden bir lale yaprağının veyahut laleden gül ve sümbül gibi başka bir çiçek yaprağının çıktığı genellikle görülmez.
       Bu dikkat ve uyum 18.yüzyılda ”Şüküfe ” tarzı denilen üslubun bütün ürünlerinde çok daha kuvvetle kendini göstermektedir.

Tezyini Sanatlarda Desenin Önemi

22 Eki 2009 Yorum yapın

         Genel olarak bir sanat eserinin var oluş merhalelerinden sonra, tezyini sanatlarda desen çiziminin önemi ve üsulu, bu bölümün ana konusunu teşkil etmektedir.İlk olarak desenin önemi üzerinde durarak bazı kesimlerin, bilerek veya bilmeyerek bu sanatlar ile ilgili, yadırgadığımız tezlerine ve sanata gönül vermiş kimselerin bazı hatalı tutumlarına açıklık getirmek istiyoruz.
      Değerli hocamız Rikkat Kunt (1903-1986), bir dersinde, ” Desen sanatin namusudur.” demişti. Kanaatimizce, Rikkat Hanım bu sözü ile sadece tezyini sanatlarda desen tasarımının önemini veciz bir şekilde vurgulamakla kalmıyor, aynı zamanda konuya gereken titizliği göstermeyip, emanet veya devşirme desenler ile eser verenlere seslenerek, ” Klasik bezeme sanatımız, iddia edildiği gibi tekrardan ibaret değildir. Klasik üslubu içinde, yeni düşünce ve terkiplere açıktır. Bütün klasik sanatların eğitiminde olduğu gibi bu sanatın eğitiminde de, sanatın geçmişini ve geleneklerini tanımak gerekir. Fakat altına imza atılan eserin, işliği kadar tasarımının da yapana iat olması şarttır.” demek istiyor. 
         Süheyl Ünver (1898-1986) Hoca’mız ise Türk süsleme sanatlarımız hakkında şöyle demektedir ; ” Türk Tezyinatı göz musikisidir, onun da notası vardır. Bu notaları bilmeyen göz bakar, fakat eseri okuyamaz ve o eserden birşey anlayamaz.”
          Yine değerli Hoca’mız müzehhip Muhsin Demironat (1907-1983) , desen çizimini anlatırken : ” Kompozisyon hazırlamayı nasıl öğreneceğiz dersek, bunun iki yolu vardır.Birincisi, motif bilgisi ve desen çizme tekniğini iyi bir ustadan öğrenmek, ikincisi, göz eğitimi için çok görmek, el eğitimi için çok çizmek. Her ne kadar sanatta kabiliyet ve azim ön planda gelirse de, kendi kendine yetişmek ile bir üstad görerek yetişmek arasında, çok büyük fark vardır.” derdi.
         Tezyini sanatları büyük fedakarlıklarla günümüze taşıyan, bu alanda selahiyetli hocalarımızın konuya bakışları ve gösterdikleri hassasiyet, desen tasarımının önemini gözler önüne sermektedir. Onun için bu sanatları, zirvede olduğu devirler esas alınarak klasik şekliyle incelemek, adeta yeniden keşfeder gibi özüne inerek mana ve ruhunu anlamak, desen çizme tekniğini öğrenebilmek için ilk en önemli adımdır. Müzehhep yazmaların, celi levhaların ve bütün tezyin edilmiş eşyanın taşıdığı sanat değeri, öncelikle desen tasarımındaki başarı ile ölçülür.

  • Kaynak : Desen Tasarımı – İnci A. BİROL
Categories: Tezhip Sanatı Etiketler:

Türk Tezyini Sanatlarında Desen Tasarımı ve Çizim Tekniği İle İlgili Eski El Yazması Zahriye Örnekleri

21 Eki 2009 Yorum yapın

Resim 1: İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi (Süleymaniye 1025)de bulunan yazmanın zahriye ve bir fasıl başı tezhibi.
Resim 2: İstanbul Süleymaniye Kütüphanesin’de bulunan iki yazmadan fasıl başı tezhibleri.
Resim 3 : İbni Sina’nın ”Kanun fi’t-Tıb” isimli yazmanın zahriyesi
Resim 4 : 15.Yüzyıl Herat üslübunda Şemsettin Bay Sungur’a ait Kur’an serlevha tezhibi.
Resim 5: İstanbul, Süleymaniye Kütüphanesi ( Süleymaniye 1025) de bulunan yazmanın Fatih Devri üslubundaki zahriye deseninde köşebent.
Resim 6: İstanbul, Köprülü Kütüphanesin’de bulunan, Fatih Sultan Mehmed için istinsab edilmiş Takvim-al Abad isimli eserin zahriyesinde, münhanili kenarsuyu deseni ve tığları.

Categories: Desen, Tezhip Sanatı Etiketler:

Başlıca Türk Süsleme Motiflerimiz Olan Rumi Gruplarından Şemse Kompozisyonu

19 Eki 2009 Yorum yapın

       08.10.2009′da yayınlanan Rumi’lerle ilgili ilk konunun devamı olarak bu örnekte de;

 A Simetrik ( simetrik olmayan) bir şemse kompozisyonu içerisinde ‘ S ‘ helezonlar yardımı ile rumi’lerin dağılımları ve çıkış yönleri gösterilmektedir.

Categories: Desen, Rumi, Tasarım, Tezhip Sanatı Etiketler:

Tasarım ve Eser Kavramları

16 Eki 2009 Yorum yapın

        Desen tasarımı ve çizim üsulünün inceleneceği ikinci bölüme başlarken, ilk olarak konu ile ilgili kavramlar üzerinde durmak ve bunların lugat manalarını gözden geçirmek, konunun daha iyi anlaşılmasına yarımcı olacaktır.
       Tasarımlamak, bir fikri düşünerek zihinde şekillendirmek, hayal etmektir. Bir başka deyişle, düşüncelerin, duyguların zihinde yorumlanarak biçim kazanmasıdır ki, buna tasavvur etmek de denir. Tasarlamak şse, aynı mananın günümüzde kullanılan kısaltılmış şeklidir.
       Tasarım, tasarlamak işi veya tasavvur etmektir. Bir fikrin veya duygunun düşünülerek zihinde şekillenmesi veya hayal edilerek biçim kazanması demek olan tasarım veya tasavvur, sanal kavramlardır. Bir de tezyini sanat tabirleri arasında, aynı kökten gelen ve aynı manayı ifade eden, fakat sadece eski mücellidlerin klasik cilt yapımında şemse kalıplarının kap üzerine yerleştirilmesinde kullanılan taslama kelimesi vardı ki, bu deyim, klasik cilt yapımı ile birlikte tarihe karışmıştır.
       Zihinde şekillenen konunun veya eserin, kağıt üzerindeki ön çalışmasına Taslak denir. Demek ki taslak, tasavvur edilerek veya tasarlanarak zihinde biçimlenerek soyut haldeki fikrin, kağıda aktarılmasıyla somut hale gelmesidir.
       Günümüzde tasarım kelimesi yerine kompozisyon (terkip) de kullanılmaktadır. Ayrıca batı dillerinden Türkçe’ye giren dizayn etmek, gene aynı manaya gelmektedir. Birde son senelerde dilimize girmiş olan ve aynı manada kullanılan, kökü ve hangi mantıkla üretildiği bilimsel verilere dayanmayan, betim ve betimlemek kelimeleri çokça söylenir olmuştur.
       Bir eserin tasarlanmasında iki merhala yaşanır. Birincisi, duygu ve düşüncelerin zihinde gelişerek şekillenmesi, diğeri ise bu şeklin kağıt üzerine aktarılarak gelişimini burada tamamlamasıdır. Tasarım, yaşanan bir olayın, arzu edilenin, duyguları ve düşünceri tetiklemesiyle başlar. Böylece eserin tohumu zihini ekilmiş olur. Bu tohum, aklın ve gönlüm iştiraki ile beslenerek olgunlaşır ve şekillenmeye başlar. Sanatkarın iç dünyasında fırtınalar estiren bu devrede, duyguların dizginlenerek kalıplara sokulması ve biçim kazanması müşküldür. Çünkü çok zaman insan, bunlara hükmetmekte zorlanır. Sanatkar, hayal alemi ile gerçek dünya arasında gider, gelir. Eserin, zihinde olgunlaşarak durulması için zamana ihtiyacı vardır. Bu sürede sanatkarın tasavvur hacmi sınır tanımaz. Fakat ifade gücü, ancak bilgi ve yeteneklerinin kapasitesi ile sınırlıdır.
         Nihayet sükuna kavuşarak yüzünü gerçek dünyaya çeviren sanatkar,gönlünün haykırışlarını, akıl ve mantığının önderliğinde, bilgi ve yeteneğinin sunduğu kalıplarla şekillendirerek eserinin taslaklarını hazırlamaya başlar.
        Bu sancılı durum, doğum yaparken kıvranan bir anne adayının, yavrusun kucağına alabilmek için verdiği mücadeleye benzer.O anda kadıncağızın tek düşüncesi, bu dayanılması zor kabz halinden kurtulmak ve yavrusuna kavuşarak anne olmaktır. Eserini tasarlamakta olan sanatkar da tıpkı bu anne adayı gibidir. Bir an evver duygularının verdiği bu kabz halinden kurtularak eserini eline almak için elinden geleni, gücü yettiği kadar yapmak. Böylece kendisi için en ideal kelimeleri, çizgileri, biçimleri, renkleri veya notaları yakalayarak eserini şekillendirmeye başlar.Fakat henüz tasarım  bitmemiştir. Bunların kağı üzerine taslak olarak aktarılmasından sonra, olgunlaşması ve son şeklini alması için arayış devam eder. Tezyini sanatlarda tasarımın kağıt üzerindeki gelişme süresine demlenme süresi denir. Eser son şeklini aldıktan sonra tasarım bitmiş, desenin, yerine aktarılarak işlenmesine sıra gelmiştir. Artıl bu durumda söz sahibi sanat değildir, zanaat yani el becerisidir.
Tasarım süresince yaşanan bu merhaleler, ufak farklarla, hemen hemen bütün sanatlar için geçerlidir. Mesela bir heykeltraş, işlemek üzere seçtiği blok taşda, yapacağı heykeli gördükten sonra eline çekicini alır ve işlemeye başlar. Gene edebiyat dalında, devrinin tanınmış tiyatro yazarı Racin’e bir arkadaşı, yeni eserinin ne durumda olduğunu sorunca o da cevaben, Bitti. Sadece yazması kaldı. demiştir.
Bazen de malzeme sanatkara ilham kaynağı olur. Mesela kağıdın rengi veya dokusu, bu kağıt üzerine yapılabilecek deseni veya minyatür konusunu nakkaşın kulağına fısıldar. Bir arazinin konumu, üzerine yapılacak binanın planını çizecek mimarı yönlendirir veya terzinin elindeki kumaş, müşterisine uygun modeli belirler, Bu konuda verilebilecek örnekler pek çoktur.
        Şüphesiz her sanatın bir hedefi ve her eserin gizli veya aşikar bir manası vardır. Tezyini sanatlarda desen hazırlarken varılmak istenen hedef, bir nesneyi veya mekanı güzelleştirmek, daha cazip hale sokmaktır. Bu gayret, o nesneye verilen değeri, kıymeti gösterir. Fakat bir ressam resim yaparken böyle düşünmez. Onun hedefi, bir yeri, bir olayı, veya bir şahsı anlatmak, tasvir etmektir. Ayrıca bunlarla ilgili hislerini, düşüncelerini kendi tavrı ile resmine yansıtarak insanlarla paylaşmak ister. Bir heykeltraş veya bestekar da, aynı şekilde ulaşmayı hayal ettiği hedefler ve paylaşmak istediği duygular, düşüncelerle dolar, taşar. Bunlar sanatkara aitkişisel konulardır.
         Bir de milletlerin kültür coğrafyasını çizen, sanatına yön veren ve ülkenin milli kimliğini belirleyen ortak davalar, toplumsal ve sosyal değerler mevcuttur. Tarihin seyri içinde bu değerler eserler işlenirken, kullanılan milli üsluplar, klasik teknikler, gelenekler, kavramlar ve malzeme vardır. Bütün bu değerler, ait olduğu milletin varlığını devam ettiren, onu besleyen ana damarlardır. Mesela batı sanatının estetiğinde esas alınan düz ve sivri biçimler (örn.Gotik mimarisi vb.) ve sadelik, farklı inanç ve kültürlerin topluma kazandırdığı estetik ve  milli zevkin eserlerde görünüşüdür. Sanat evrensel olduğu kadar, yöresel ve ferdi özellikleri de eserlerinde yansıtır. Çünkü her sanatkarın yetiştiği kültürden ve mensup olduğu ülkeden kazandığı milli bir kişiliği mevcuttur. Bu kimlik, sanatkarın yetenekleriyle birleşttiği zaman esere milli, yöresel ve şahsi özellikler katar ve bir sanat eseri böyle meydana gelir.
         Bunu, yeni doğan bir çocuk gibi, ruhun bedenle birleşerek vücud bulması, varlık ve şahsiyet kazanmasına veya madde ile mananın izdivacından doğan yeni bir varlığın meydana gelmesine benztebiliriz.

Kaynak : Desen Tasarımı  İnci A. BİROL

Yaşayan Yapraklar Hat Sergisi

14 Eki 2009 Yorum yapın

Göze hitap ettiği kadar gönüllere de seslenen Hat sanatının birbirinden nadide örnekleri, bu kez yaprakların üzerinden kalplerimize ulaşıyor. Resim ve Hat sanatını aynı yaprakta buluşturan “Yaşayan Yapraklar” sergisinde, değerli sanatçımız     Mehmet Yörükoğlu’nun estetik ve zarafet yüklü muhteşem eserleri Küçükçekmeceli sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.

Categories: sergi Etiketler:

Geleneksel Sanatlar Karma Sergisi

14 Eki 2009 Yorum yapın

“Allah güzeldir, güzeli sever”. Sanat mutlak “Güzel”i arayışın meşakkatli yolculuğudur. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de O Güzel’in izini süren klasik sanatkârlarımız, Hakk’ın kendilerine bahş ettiği ibda’ kabiliyeti nispetince arayışlarına devam etmektedirler.

Günümüz Türk-İslam sanatçılarından Abdullah Oğuzhanoğlu, Arif Vural, Dilek Yerlikaya, Esra Oğuzhanoğlu, Hakkı Tayyip Bora, Ömer Faruk Dere, Süleyman Berk ve Yasemin Acar Kara’nın hat, tezhib, ebru ve minyatür dallarında birbirinden âlâ eserlerinin görülebileceği  sergi, 1 Ekim- 31 Ekim tarihleri arasında Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi Sergi salonunda ziyaretçilerini beklemektedir.

Categories: sergi Etiketler:

Yakın Tarihimizde Tezyini Sanatlara Bakış

13 Eki 2009 Yorum yapın

         Tezyini sanatları, Cumhuriyet devrinde ele almadan önce, Osmanlı’nın son dönemlerini, bilhassa Tanzimat devrini ve bu zaman dilimi içinde Avrupa’nın Osmanlı kültürü üzerindeki etkilerini araştırmak gerekir. Aslında bu etkileşim, minyatüre portre örneğinin gelmesiyle Fatih Sultan Mehmed devrinde başlamıştır.Fakat o devirlerde bir yandan şuurlu kültür ve sanat anlayışı içinde yapılan yeni hamleler, diğer taraftan fetihlerle tanışılan farklı kültürler ve bunların Osmanlı medeniyetine etkileri, imparatorluğun sağlam yapısını sarsmamış, bilakis milli üslubun gelişmesine zemin hazırlamıştır.
          Osmanlı ülkesinde, 17.yüzyıl başlarında kendini gösteren sosyal ve politik, sanat alanında da hissedilmeye başlamıştır.Fakat devletin temelindeki güçlü kültürel yapı hemen yok olmamış, bir süre devam etmiştir. Bu durum karşısında sanatta klasik üslup, bir asıra yakın zaman içinde kendini korumuştur. Böylece Osmanlı sanatında klasik dönem, 17.yüzyıl başında duraklama dönemine girmekle beraber, 18.yüzyılın başlarına kadar devam eder. Kara Mahmud ile Mustafa efendiler, Baruthaneli Abdullah Çelebi, Abdullah Sürahi, Hafız Mehmed, Beyazi Mustafa, İnadiyeli İmam, Antalyalı Ali, Kanbur Hasan Çelebi devrin isim yapmış müzehhiplerindendir.
           Tezyini sanatlar, Türkler’in kültür hayatındaki önemini uzun süre korumakla beraber, yükselme devrinde hızla gelişmiş, duraklama devrinde duraklamış, gerileme devrinde ise gerilemeye başlamıştır. Sadece hat sanatı, Sultan İkinci Mustafa, Üçüncü Ahmed, İkinci Mahmud ve Abdülmecid gibi bizzat hattat olan sanatkar padişahların desteğiyle, Avrupa’nın emperyalist tutumuna rağmen batı ülkelerinde emsali sanat dalı olmadığı için önemini kaybetmemiş, gelişerek değerli eserler vermeye devam edilmiştir. O tarihlerde yaşanmış bir olay bu gerçeği açıkça gösteriyor; Padişahlığı sırasında hat sanatının dehalarından Hafız Osman’ın (1642-1698) talebesi olan Sultan II.Mustafa meşk alırken saygısından, hocasının hokkasını elinde tutarmış. Gene böyle bir ders sırasında Sultan heyecanla, Artık bir Osman Efendi de yetişmez. demiş. Hocasının cevabı ise şöyle olmuş; Hünkarımız gibi, hocası yazarken hokka tutacak padişahlar geldikçe, daha çok Hafız Osman’lar yetişir.
           Sultan İkinci Mustafa’dan sonra gene Hafız Osman’ın talebesi, Sultan Üçüncü Ahmed (1703-1733) tahta geçmiştir. Bu saltanat sırasında laleye duyulan ilgi, sanat alanında da etkili olmuş ve devrine ismini vermiştir. Lale Devri’nin ünlü sanatkarı, sernakkaş ve Levni mahlası ile tanınan Abdülcelil Çelebi’dir. Gene minyatürleri ve çiek ve resimleri ile tanınan Abdullan Buhari ve Seyyid Mehmed, Sultanselimli Mustafa Reşit, Dramalı Süleyman Çelebi, Solak Süleyman, Haydarpaşalı İbrahim Çelebi, Kastamonulu Abdurrahman, mücellidbaşı Kara Mehmed, Ali b. Murad, verdikleri eserlerle, 18.yüzyılın şartları içinde klasik devrin devamıını sağlamıştır.
         1985 yılında da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne bağlı Geleneksel Türk El Sanatları bölümleri açılmış, bunu diğer üniversiteler takip etmiştir. Fakat maalasef  tarihte disiplin ve denetimi sağlayan saray nakışhanelerinin yeri devlet tarafından doldurulamamıştır. Günümüzde üniversitelerde bu bölümlerin açılması ve akademik çatı altında yapılan eğitim-öğretin eşliğinde, şahsi gayretlerin devamı memnun edicidir. Bu sayeda güzel çalışmalar yapılmakta ve fırça tutan mükemmel eller yetişmektedir. Fakat, bu sanatlara destek olması beklenen bakanlıkların, üniversitelerle diyalog eksikliği, denetim ve kalite kontrolü yapacak kurumun bulunmaması, milli kültürümüzün ana kollarından olan tezyini sanatların orta öğretin sanat tarihi programına alınarak gençliğe tanıtılmaması gibi sebeplerden dolayı, halen beklenen seviyede başarı ve verim elde edilmemektedir.

  • Kaynak: Desen Tasarımı İnci A. BİROL

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.